Bulutların Perspektifi
Perspektif denince çoğumuzun aklına hemen yollar, binalar, direkler ve ağaçlar gelir. Çünkü bunların çizgileri daha nettir ve kaçış noktalarını görmek daha kolaydır. Oysa doğada yalnızca sert ve geometrik cisimler perspektife girmezler. Bulutlar da perspektife uyarlar. Hatta gökyüzünü inandırıcı yapabilmek için en çok dikkat etmemiz gereken konulardan biri de budur.
Bulutları çizerken yapılan en büyük hatalardan biri, onları gökyüzüne rastgele serpiştirilmiş pamuk parçaları gibi düşünmektir. Böyle olunca resimde gök kubbe hissi kaybolur. Bulutlar havada asılı duran bağımsız lekeler gibi görünürler ama aslında onlar da belli bir uzay içinde yer alırlar. Yani nasıl yerde duran ağaçlar, evler ve insanlar uzaklaştıkça küçülüyorsa, gökyüzündeki bulutlar da aynı şekilde uzaklaştıkça küçülürler. Sadece bunun etkisi biraz daha zor fark edilir. Çünkü gökyüzünde elimizde cetvelle ölçebileceğimiz duvar çizgileri yoktur.
Açık havada dikkatle baktığımızda bunu hemen görebiliriz. Başımızın üstüne yakın olan bulutlar daha büyük, daha hacimli ve daha yüksek görünür. Ufuk çizgisine yaklaştıkça ise aynı bulut karakteri giderek yassılaşır, incelir ve küçülür. Aralarındaki boşluklar da sıkışır. Bir süre sonra ayrı ayrı bulutları değil, ufka doğru üst üste binmiş ince açık koyu lekeleri görmeye başlarız. Aslında bu tam olarak perspektifin kendisidir.
Ben bulutlu bir gökyüzü çalışacaksam, boyaya başlamadan önce hafif bir kurşun kalem çizimiyle ya da çok açık bir fırça lekesiyle büyük kütleleri yerlerine oturtmayı daha doğru buluyorum. Çünkü bulut resminde hata genelde boyamada değil, yerleşimde yapılır. Başlangıçta her şey güzel görünebilir ama eğer bütün bulutlar aynı boyda dağıtılmışsa resmin sonuna geldiğimizde gökyüzü yapay görünmeye başlar. Bu nedenle önce gökyüzünü de bir zemin gibi düşünmek gerekir. Nasıl tarlada, denizde ya da şehir manzarasında ön, orta ve arka plan varsa, bulutlarda da aynı derinlik katmanları vardır.
Bulutların ufka yaklaştıkça neden yassı göründüğünü anlamak da çizimi kolaylaştırır. Çünkü biz bulutlara genellikle alttan ve karşıdan bakarız. Tepemize yakın olan bulutların alt hacmini daha fazla görürüz. Bu yüzden onlar kabarık ve heybetli görünürler. Uzaklaştıkça bakış açımız değişir. Ufka yakın bulutları artık yan yüzeyleriyle değil, daha çok sıkışmış siluetleriyle algılarız. Böylece bulutların altı üstü birbirine yaklaşır ve formları yassılaşır. Suluboyada bunu birkaç yumuşak yatay lekeyle bile anlatmak mümkündür.
Bulut çizerken bir başka önemli konu da aralıkların perspektifidir. Sadece bulutların kendisi değil, aralarındaki boşluklar da uzaklaştıkça daralır. Bu çok önemlidir. Çünkü bazen ressam bulutların boyunu küçültür ama aralarındaki mesafeyi aynı bırakır. Bu durumda yine yapay bir görüntü oluşur. Doğada hiçbir şey tek başına küçülmez. Boşluklar, gölgeler, lekeler ve ritim de onunla birlikte değişir. Perspektif bütün resme etki eden bir düzendir.Suluboyada bu etkiyi verebilmek için gökyüzünü tek tek nesnelerden oluşan bir alan gibi değil, birbirine bağlı kütleler sistemi gibi görmek gerekir. Ön plandaki büyük bulutları daha belirgin kenarlarla, daha güçlü ton farklarıyla ve biraz daha sıcak ya da yoğun renk geçişleriyle verebiliriz. Ufka giden bulutlar ise daha sade, daha küçük ve daha yatay tutulmalıdır. Kenarlar da ister istemez biraz daha belirsizleşir. Uzakta kalan bulutları anlatmak için gereksiz ayrıntıya girdiğimizde onları yakına taşımış oluruz.
Burada gölge de çok önemli bir yardımcıdır. Önümüzde duran büyük bir kümülüs bulutunun altı genellikle daha koyudur. Hacmi bu koyulukla anlarız. Fakat ufka doğru giden bulutlarda aynı koyulukları aynı sertlikle kullanamayız. Çünkü uzaklaşan her şey gibi onların kontrastı da azalır. Gökyüzünde derinlik oluşturmak istiyorsak sadece boyutları değil, değer farklarını da kontrol etmeliyiz. Yakındaki bulut daha hacimli, uzaktaki bulut daha sade olmalıdır. Suluboya zaten şeffaf yapısıyla bu geçişleri güzel verir. Yeter ki biz resmin başında kimin önde, kimin uzakta olduğuna karar verelim.
Bulutlar resimde çok serbestmiş gibi görünür ama aslında son derece disiplinli davranırlar. Rüzgar yönü, ışık yönü ve atmosfer koşulları onları sürekli değiştirir fakat perspektif kuralları yine de bozulmaz. Bu yüzden gökyüzü çalışırken özgür davranmak başka, rastgele davranmak başkadır. Suluboya biraz cesaret ister ama cesaretle gelişigüzelliği birbirine karıştırmamak gerekir. Özellikle manzara resminde gökyüzü resmin yarısını kaplıyorsa, bulutların perspektifi bütün resmin inandırıcılığını belirler.
Bu nedenle iyi bir bulut resmi yapmak isteyen kişinin sadece fotoğrafa bakması yetmez. Gerçek gökyüzünü izlemek gerekir. Açık bir ovada, deniz kenarında ya da yüksek bir tepede bunu çok rahat fark ederiz. Tepemizde iri kütleler gibi duran bulutlar, uzakta sanki ezilip yayılmış gibi görünürler. Ufka yaklaştıkça küçülür, yataylaşır ve birbirlerine yaklaşırlar. Bazen de tek tek seçilemeyecek kadar birleşirler. İşte bu görüntüyü fark ettiğimiz anda bulutları eskisi gibi çizmeyiz.
Suluboya resimde ben böyle durumlarda önce en büyük bulut kütlelerini belirlemeyi, sonra gözümü ufka götürüp oradaki ritmi ayrı düşünmeyi faydalı buluyorum. Yani gökyüzünü yukarıdan aşağıya eşit parçalamıyorum. Üst bölümde daha iri ve kabarık formlar, orta bölümde geçiş kütleleri, ufka yakın yerde ise daha yatay ve daha küçük lekeler kuruyorum. Böylece gökyüzü yukarıdan aşağıya açıklanmış oluyor. Boyamaya geçtiğimde ise en açık yerleri koruyup gölgeleri katman katman kurmak daha kolay hale geliyor.
Bence bulutları doğru çizebilmek için onları “şekil” olarak değil, “mekan” olarak görmek gerekiyor. Çünkü bulut resmi aslında gökyüzündeki boşluğu boyamaktır. Bulutların arasındaki hava, onların büyüklüğü, yönü ve uzaklığı bize mekan hissi verir. Perspektif burada yine iş başındadır. Sadece duvarlarda, sokaklarda ve tren raylarında değil; gökteki en yumuşak formlarda bile.
Sonuç olarak bulutların da perspektifi vardır ve bu konu sanıldığından çok daha önemlidir. Ufka yaklaştıkça küçülmeleri, yassılaşmaları ve sıkışmaları tesadüf değil, görmenin doğal sonucudur. Suluboya yaparken bu düzeni daha skeç aşamasında kurarsak, boyama sırasında çok daha rahat ederiz. Gökyüzü de resmin üstüne sonradan eklenmiş bir süs gibi değil, resmin gerçek bir parçası haline gelir. Zaten iyi bir suluboya çoğu zaman burada başlar: Boyadan önce görmekte.








Yorumlar
Yorum Gönder